21. Yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupalılık

Avrupa Birliği üyelik sürecinin kötü yönetimi içeride ve dışŸarıda çeşŸitli tepkilere yol açıyor. 

İyi yönetilen bir AB’ye katılım projesinin ülkemizin çıkarına olduğuna inanan ve bunun için çalışŸan herkese olduğu gibi, ben de zaman zaman aşŸağıdaki gibi mesajlar alıyorum. Bu mesajlara yanıtlarımız yalnızca muhatabına ulaşŸtığı içini zihninde benzer sorular olan kişŸilere ulaşŸamayabiliyor.

Bu nedenle, AB üyelik hedefinin neden Cumhuriyet projesi olduğunu sorgulayan mesajların özetini ve yanıtımı isimler ve diğer bilgileri çıkartarak anonim olarak sizlerle paylaşŸmak istiyorum. 

AşŸağıdaki mesajlar özeti, AB haber ağı Euractiv’in yayımladığı “Avrupa ve Türkiye: Yeni bir dünya arayışŸı” yazım üzerine, mesleki nitkeliklerine göre normalde AB hukukunu bilmesi gereken değerli aydın kişŸiler tarafından yazılmışŸtır. ֖zetliyorum: 

<<Sayın Kader Sevinç, çalışŸmalarınızda muvaffakiyetler dilerim. Mailinizi okudum. Değerlendirmeme göre metinde geçen  ”Avrupalı olmanın gururu” yarım cümlesi tüm metinde, Avrupa Birliği mevzusunda hedeflenen idealler bağlamında ağırlık noktasını oluşŸturuyor. Mustafa Kemal Atatürk, muasır medeniyet seviyesine ulaşŸma idealindedir. Gerek Nutuk’ ta gerekse diğer beyanlarında bu ideali tam bağımsızlık fikri ile birlikte yürütmüşŸtür. Hatta, Cumhuriyetimizin kurulması aşŸamasındaki barışŸ konferansları ve nihai anlaşŸmalarda esas ideal tam bağımsızlık idealidir. Bu ideal, Cumhuriyeti kuran temel unsurlar nazarında, de facto gibi algılanıp bırakılmamışŸ de jure olarak tüm ulusal ve uluslararası sözleşŸme metinlerinde de kabul ettirilmişŸtir. Ben muhafazakar bir insan olarak Türkiye’ deki siyasi yelpazede ” Avrupalı olma gururu ” ile yanıp tutuşŸan bir siyasi taban olduğunu düşŸünmüyorum. Avrupa Birliği bünyesindeki siyasi temsille Türkiye’ deki siyasi taban arasında çözümleyici fikir bütünlüğü yok. Hatta bu konuda CHP tabanında anket yapılsa, Avrupa Birliği içinde eriyip gururlanmak isteyen ağırlıklı bir kesimin bulunamayacağını da düşŸünüyorum. Avrupa Birliği yapısı, ABD gibi homojen bir bütünlük içinde de değil. Kendi içinde, başŸta kurucu unsurları Almanya ve Fransa olmak üzere pek çok konuda ve pek çok ülkede kültürel zıtlıklar ve farklılıklar bulunmaktadır. Bizim ülke projeksiyonumuz da bu şŸekilde olmalı. Biz farklı bir kültürün temsilci devletiyiz demeliyiz. İlla Avrupalı olmak zorunda değiliz. . ülkemizin kültürel anlamda reform geçirmesini görmek istemem. Neden başŸkalarına benzeyelim ki ? Birlik, kendi bünyesinde bir başŸka üyeden böyle bir talepte bulunmuyor. Bilim-teknik, sosyal alışŸverişŸ ve ticaret. KarşŸılıklı çıkarlar içinde bir denge noktası ve üyelik. Eğer bu şŸekilde olmuyorsa ihtiyacımız olduğunu düşŸünmüyorum. İyi çalışŸmalar >>

Bu emaile verdiğim yanıtı aşŸağıda okuyabilirsiniz:

Europska-ili-Velika-TurskaSayın …. ,

Değerli görüşŸleriniz için teşŸekkür ederim. Bu konularda bazı noktalara açıklık getirmek gereğine haklı olarak işŸaret ediyorsunuz:
 
1. Avrupa projesi bir homojen kültür yaratma girişŸimi değildir. Sizin de vurguladığınız gibi Fransa, Almanya ve tüm 28 ülkenin kendine has ve herbiri de kendi içinde çoğulcu yapıda ulusal özellikleri vardır. AB hukukunda ise, bu kültürel çoğulculuğu bir potada eritme amaçlı herhangi bir müktesebat yoktur. 
 
2. “Avrupalılık” değerleri çok temel konularda özetlenmektedir: 
 
– demokrasi 
– barışŸ 
– hukuk devleti
– bireysel hak ve özgürlükler
– kadın-erkek eşŸitliği 
– düzenleyici kurulları ile saydam işŸleyen piyasa ekonomisi
– sosyal haklar, sosyal devlet
– tüketici hakları 
– doğa ve kültür mirasının korunması 
 
Avrupa bu alanlarda mükemmellikten çok uzak, fakat en ileri başŸarıları kaydetmişŸ bir halklar arası ortak hukuk, demokrasi ve refah dayanışŸması düzenidir. 21. yüzyılda Atatürkçü bir vizyon da bu yönde ilerleyebilir.
 
3. Türkiye Atatürk Cumhuriyeti ile esas olarak Avrupalı bir devlet ve sosyal yaşŸam çizgisine geçmişŸtir. Bu devrimsel dönüşŸümün bağımsızlık ilkemiz ile çelişŸen bir yönü olduğunu düşŸünen Atatürk karşŸıtları maalesef bazen kendilerini “Atatürkçü” sanarak tarihsel ve sosyolojik yanılgıya düşŸmektedirler. Fakat özgür tartışŸma verimliliği için bu farklı fikir alışŸverişŸleri iyidir.
 
4. Türkiye’nin AB ile ilişŸkilerinde her iki taraftan kaynaklanan vahim hatalar barizdir. Türkiye ancak çok kararlı bir demokrasi reformu ve diğer temel Avrupa değerleri alanlarında ilerleyerek AB sürecinde güçlü bir ülke olur. AB üyeliği yönünde ilerleyemeyen bir Türkiye yine de Avrupa politikalarının etki alanında kalıyor. Ulusal egemenliğimiz AB içinde güçlü bir demokrasi olamamamız nedeni ile zarar görüyor. Türkiye’nin Avrupa dışŸında yönlere savrulmasının bedelini Cumhuriyet ülkümüz son yıllarda yıpranarak ödüyor. 
 
5. AB ideal bir birlik değil, fakat ileri bir demokratik ve sosyal değerler gücü. Aynı zamanda, küresel rekabet ortamında, demokrasiler arası bir ulusal ekonomik çıkarları koruma sistemi. Avrupa’nın artı ve eksilerini abartmadan, Mustafa Kemal Atatürk’ün uzak görüşŸlülük, gerçekçilik ve Avrupalı çizgisinde ilerlemek bir ulusal çıkar meselesidir.
 
Avrupa değerlerini ve uluslararası ilişŸkiler gerçeklerini topluma daha iyi anlatmak, aydınlık bir gelecek için somut eylem içinde olmak, 21. yüzyılda Atatürk gençliğinin tarihsel sorumluluğudur.
 
En iyi dileklerimle
Kader Sevinç