Kader Sevinç “Akıllı Demokrasi, Akıllı Vatandaşlık”ı Sosyal Demokrat Dergi için kaleme aldı

Bilgi toplumu olarak özetlenen son yirmi yılın hızlı uygarlık değişimi sadece teknolojik ve ekonomik boyutlarda değil. Demokrasi ve onun itici gücü siyaset büyük bir dönüşüm geçiriyor; dönüşüme zorlanıyor; dönüşmekte zorlanıyor.

Bir süre önce, bir AB ülkesinin yakın zamana kadar dışişleri bakanı olan, etkili bir Avrupa parlamenteri ile Brüksel’de Türk kahvesi içiyoruz. Her konuda söz dönüp dolaşıp siyasete gelince, yakınıyor:

– “İnsanlar sürekli siyasetten şikayet ediyorlar. Halbuki siyaset sadece toplumun aynasıdır.”

Bir süredir “akıllı demokrasi, akıllı vatandaşlık” konulu düzenlediğim toplantılardan çıkan sonuçlar geliyor aklıma; atılıyorum hemen:

– “Peki ya o ayna kırıksa, artık bozuk bir görüntüyü yansıtıyorsa?”

Vatandaş ve siyaset

AB’nin kamuoyu görüşlerini düzenli olarak ölçen kuruluşu Eurobarometer’in en son araştırmalarından biri vatandaşların siyaset hakkında ne düşündüklerine ilişkin: AB vatandaşlarının %71’i siyasetin bozulmuş olduğunu düşünüyor. 2014 Mayıs’ında yapılan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerine katılım oranının tarihinin en düşük seviyesinde gerçekleşmesi de bu güven eksikliğine işaret ediyor. Ülkelere göre değişmekle beraber ulusal seçimlerde de eğilim aynı.

Aslında tüm dünyaya yayılan bir etkiden bahsediyoruz. ABD’de aday belirleme sürecinde Demokrat Parti’nin başkan adayı olmak için yarışan Bernie Sanders ve Cumhuriyetçi Parti’nin adayı Donald Trump, iki ayrı kanatta benzer bir tepkinin olumlu ve olumsuz sonucu olarak geniş kitlelerin desteğini kazandılar: Sanders ileri bir gündem ile; Trump tepkisel, muhafazakar söylemlerle. Sisteme ve ana akım siyasete olan güvensizlik hem değişim talebi, hem de öfkeye tercüme edilebiliyor. Bu yönelimler bazen, Sanders örneğinde olduğu gibi, daha yurttaş odaklı ve ilerici bir siyasetin savunuculuğuna dönüşürken bazen de aşırı sağcı -veya Trump örneğindeki gibi- otoriter, ayrımcı siyasetin etkisine kaptırıyor yurttaşları. Vatandaşların demokrasiye olan inancı zayıflıyor. Kaçınılmaz olarak demokrasinin kalitesini doğrudan etkileyen siyaset olgusunu sorgulamamız gerekiyor.

Son 20 yılda internet devrimi ile bilginin yapısı, sunumu, onu algılayışımız, etkileşimimiz, yorumlayış ve kullanımımız temelden değişti. Aynı yönde, düşünce sistematiğimiz ve beklentilerimizi de değiştirdi. Her süreçte olduğu gibi, demokrasinin iletişim, etki ve eylemlerini değerlendirirken de zaman algımız artık çok farklı. Oysa demokrasilerdeki siyasi sistemlerimiz 200 yıldır büyük bir değişim yaşamadı. Vatandaşların pasif alıcılar olarak dahil olması beklenen siyasi monologa dayalı siyasi sistem iyi işlemiyor; vatandaş artık yanıt vermiyor, ekran kararıyor; ayna çatlıyor.
Geleneksel siyaset ve siyasetçilere yönelik yüksek düzeydeki memnuniyetsizlik temsili demokrasinin sınırlarını zorluyor. Her geçen gün daha fazla insan, siyasetçiler tarafından alınan kararların objesi olmayı reddedip karar verme sürecinin parçası olmayı talep ediyor. İnsanlar bazen çok yerel hatta en yakın çevresel boyutta, bazen sınır tanımayan küresel sorunlarda daha etkin bir vatandaş olmayı talep ediyor.

Birçok ülke siyasetinde ortak bir demokrasi sorunu göstergesi var: partilerin kayıtlı delegelerinin tercihleri ile geniş seçmen kitlelerinin taleplerinin uyumsuzluğu. Parti bürokrasisi, delegeleri bazı önceliklerle aday belirlerken, yurttaş kitleleri başka önceliklerle farklı aday profillerine yöneliyor. Sıkça saptanıyor ki, yurttaşların tercihi olan adaylar partinin adayı olamıyor. Demokrasi kendi içinde katılım ve temsil sorunu yaşıyor.

Benzer örnekler Avrupa’da da var. Örneğin İngiliz İşçi Partisi Lideri Jeremy Corbyn bir kısım seçmen desteğini arkasına alıp, delege olmalarını kongrede oy vermelerini sağlayarak partinin başına geçmişti. Lider tercihi farklı olan İşçi Partisi bürokrasisi ve delegeleriyle hala çok uyumlu olduğu söylenemez. Aynı zamanda İngiltere’de ana akım siyasete itirazı olan, işsizlik, ekonomik ve sosyal sorunların da etkisiyle aşırı hareketlere, UKIP’e yönelen seçmenlerin sayısındaki artış, başka tepkisel siyaset dalgalarıyla birleşip Brexit sonucunu tetikledi. Fransa’da aşırı sağcı Le Pen, Hollanda’da Wilders, Avusturya’da aşırı sağ, Almanya’da göçmem karşıtı hareket gibi birçok başka örnek var. Demokrasinin içinden gelen demokrasi sorunları ikilemleri, yerel özellikleriyle Filipinler’den, Nijerya’ya ve Brezilya’ya kıtalararası bir görünüm kazanmakta.

Diğer taraftan ters istikamette gelişmeler de dikkat çekiyor: Londra Belediye Başkanı seçilen Sadık Khan ise siyasetin köhnemiş etnik ve dinsel hamasetini seçmenlerin günlük yaşamını ilgilendiren somut politikalarla aşmayı başardı. Madrid ve Roma’da siyaset dışından kadınlar, belediyeleri kazanırken, ilerici söylemlere itibar ettiler. Katılımcı demokrasi gelişme süreci içinde olsa da, bu evrimin hızı vatandaşları memnun etmekten uzak. Çok daha derin bir katılımcı demokrasi ve siyaset hatta doğrudan demokrasi modelleri bugün dünya vatandaşları tarafından savunuluyor. Türkiye’deki Gezi hareketi, Brezilya’daki protestolar ya da Amerika’daki “Occupy Wall Street”, farklı konulardan çıkmış gibi görünseler de temelde aynı talebi yansıtıyor. Ana mesaj aynı: Siyasete olan güvensizlik, değişim ve vatandaşların karar mekanizmasına doğrudan dahil edilmesi talebi.

Demokrasi sözlüğü

Son zamanlarda, Avrupalı ana akım siyasi partiler bu yeni eğilimleri çok gecikerek de olsa kabulleniyorlar. Avrupa’nın dört bir yanında yöntemsel ve kurumsal yenilenme çalışmaları gözlemleniyor.
Eski Grek kent yönetimlerinde yeşeren, İngiltere’de Magna Carta ile tarihsel simgesini kazanan ve de Amerikan ve Fransız devrimleri ile ilerleyen “vergi mükellefi-vatandaş-siyaset” ilişkisi halen demokrasi boyutundaki temel zemini oluşturuyor. Halk kavramı gelişirken 19. ve 20. yüzyılların sosyal devrimleri ile evrilen demokrasi arayışı, artık bilgi çağında yeni atılımlar arifesinde olmalı. Bu kaçınılmaz evrimin seçmenlerin iki-üç yılda bir yerel, ulusal ya da Avrupa düzeyinde seçimlerde oy vermesi ile ilerleyemeyeceği kesin.

Demokrasi, sadece seçim sandığından ibaret ya da örgütleme meselesi değil. Demokrasi; ortak toplumsal değerler, daha iyi bir toplum için asgari paydalarda ortak görüş ve hesap verme, takdir, rekabet ve yeni eylem planları için uzlaşma sistemi. Aşırı siyasi akımlar ise demokrasinin araçlarını kullanarak toplumlara, “zehirli” içerikleri zerk ederek güçleniyor. Bu hareketlerin etkisi altına giren toplumlarımızın demokrasinin neden önemli olduğu sorusunu tekrar kendilerine sorup kendi yanıtlarını vermelerini sağlamak gerekiyor. Bu, demokrasinin bilince sindirilmesi ve sahiplenilmesinin ilk aşamasında önemli. Ardından, “nasıl bir demokrasi?” sorusunun yanıtlanması gerekiyor. Demokratik araçların, seçimlerin, siyasi partilerin, meclislerin en azından İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana hiç değişmediğini görüyoruz. İşte demokrasinin ana fikrini sahiplenen toplumların tasarlayacağı akıllı demokrasi, bize bugünkünden farklı çalışan meclisler, siyasi partiler ve uygulanan seçimler sunacak.

Başka bir ifadeyle, eğer demokrasiyi yenilemek, ikna edici, vatandaşları peşinden sürükleyen bir erdem haline gelmesini istiyorsak demokratik değerlerin savunulmasında ve ilerletilmesinde siyasetçilerin cesur, akılcı ve yenilikçi olması; vatandaşların siyasetçileri hesap verebilir olmaya zorlaması şart.

Siyaseti yeniden yüklemek

Biz, 21. yüzyılın vatandaşları olarak, bir başka yüzyıla ait kurumsal ve teknolojik altyapıya sahip siyasi partiler, meclis ve bürokrasi gibi siyasi kurumlarla etkileşim içinde olmakta zorlanıyoruz. Çoğu zaman sesimizin kararlara yansımadığını düşünüyoruz. Adımıza alınan kararları her bir kaç yılda önümüze konan sandıkta oylamak değil demokrasi. Siyasi kültürü gelişmiş ülkelerdeki sivil toplum ve devlet ilişkisi de, tüm başarılarına rağmen yeni uygulamalar gerektiriyor. Eğitim sistemi, sivil toplum hareketleri ve teknoloji bu değişim gereğinin ana arterleri. Analitik yetenek sahibi vatandaşlar, büyük veriye (big data) demokratik erişim ve yapay zeka teknolojilerin siyasette kullanımı gibi bir dizi konu ve sorun da çok yakın geleceğin öncelikleri olacak.

Peki, siyasi partiler ve kurumlar hangi değişimleri kucaklamalılar? 21. yüzyılın vatandaşları ile etkileşim kurabilmek ve demokrasiyi işler hale getirmek için ne yapmalılar? İlk olarak, geleneksel siyasetin ötesine geçen yeni ve daha kapsayıcı siyaset yapma yöntemleri geliştirme zorunluluğunu kabul etmekle işe başlayabilirler. İkincisi, kolektif eylem ve karar verme için yenilenmiş bir gündem oluşturmak ve güven temeline dayalı yeni iletişim araçları arayışına girmeliler.

Yeni teknolojilerin getirdiği muazzam fırsatlar, çok daha saydam bir karar alma, yasama süreci ile örülen akıllı vatandaşlık siyasete olan güvenin yeniden oluşturulmasına yardım edebilir. Dünyanın dört bir tarafında ana akım siyasi partiler bu tehdit ve fırsatın bedelini veya avantajını yaşıyorlar. Krizden en çok etkilenen ülkelerden biri olan İspanya’daki seçimlerden önce Avrupa Sosyalistler ve Demokratlar Partisi PES’in yönetim kurulunda konuğumuz olan İspanyol Sosyalist Partisi PSOE’nin 43 yaşındaki başkanı Pedro Sánchez ile bu konuyu da konuştuk. Sohbetimizde bu toplumsal talebi iyi okuduklarını söylemiş ve bu yönde partilerinde yaptıkları bir dizi reformu bizimle paylaşmıştı. Bunlardan biri de kriz, yolsuzluk, kötü yönetim gibi konuların ön plana çıktığı İspanya’da siyasi partilerini saydamlaştırmaya yönelik attıkları adımdı.

Veri, düşünce, eylem

Siyasetin yenilenmesi ve akıllı vatandaşlık konusunda verilebilecek çok örnek ve önemli değişim alanları var. Siyasetin dili, kurumsal yapısı, örgütlenme ve çalışma modelleri, saydamlığı ve büyük verinin kullanımı bunlardan bazıları. Siyasetler tercih aşamasına gelmeden önce de vatandaşlar verilerin oluşması ve analize doğrudan cep telefonları, internet ve yüz yüze platformlarla katkıda bulunabilir. Bu da “akıllı demokrasi”ye giden yolu açacaktır.

Avrupa’da ve hemen hemen dünyanın her köşesinde yükselen bu talebi uluslararası siyaset platformlarında tartışmayı sürdürüyoruz. Brüksel merkezli olarak uluslararası “Akıllı Demokrasi, Akıllı Vatandaşlık” atölyeleri yapıyoruz. Şimdiye kadar pek çok uluslararası grup ile atölyeler yaptık. Toplantılar sonucunda elimizde dünya liderlerinden, Avrupa parlamenterlerine, yerel siyasetçilerden ulusal siyasetçilere uzanan pek çok siyasi isim için yazılmış mesajlar var. Başka bir yüzyıla ait bir iletişim aracı olan kartpostalları bu yüzyılın iletişim aracı internet ve sosyal medya üzerinden kullanıyoruz. “Görsel öykü çoğaltmak” ve “ortak düşünce yalınlaştırmak” gibi yeni girişimlere devam edeceğiz.

Yaptığımız görüşme ve atölyeler sonucu artık temsili değil derinleştirilmiş katılımcı demokrasinin hayata geçmesi gerektiğini göz önüne alarak aktif yurttaşlıktan da akıllı vatandaşlığa geçilmesinin zamanı geldi. Günümüzde, yaşamlarımız teknoloji yoğun bir hale geldi; binalarımız, telefonlarımız, kentlerimiz akıllı hale geliyor. Öyleyse demokrasinin de akıllı demokrasi olması, siyasi partilerin ve meclisin de akıllı kurumlara dönüşmesi gerekiyor. 21. yüzyılın dijital ekonomi devrimini yaşayan toplumlarımızla uyumlu bir siyaset tasarlamak, bu yüzyılın fikir önderlerine ve yurttaşlarına düşüyor. Değişimi siyaset değil demokrasi başaracak.

Hedef sadece aynayı tamir etmek değil; iki boyutlu olmaktan da kurtarmak.

Kader Sevinç
kadersevinc@gmail.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir