Yapay Zekâ Çağında İş Piyasası Nereye Gidiyor?
- Kader Sevinc
- 4 days ago
- 5 min read

Kader Sevinç, Brüksel
Son aylarda Batı Avrupa’dan, özellikle Almanya’dan Bulgaristan’a yönelen beyaz yakalı hareketliliği, kamuoyunda neredeyse bir “akıllı göç” hikâyesi olarak anlatılıyor. Alman maaşıyla Sofya’da yaşamak, daha düşük vergiler, daha ucuz bir hayat, üstelik Bulgaristan’da yüksek konut sahipliği oranı. Berlin’de yetersiz görünen gelirler, Sofya’da rahat bir yaşam vadediyor. Görünenin ötesine bakmak, verilerle bir olguyu okuduğumuzda gerçekten böyle mi?
Bulgaristan’a Dönen Beyaz Yakalılar Gerçekten Kazanıyor mu, Yoksa Geçici Bir Ara Dönemin İçinde Batı Avrupalı Şirketler Risk Azaltma mı Yapıyorlar?
Bu anlatı yalnızca sosyal medyada değil, Deutsche Welle gibi Batı Avrupa’nın en saygın medya kuruluşlarının bazı haberlerinde de yer buluyor. Ancak bu haberlerin çoğunda kritik bir soru ya hiç sorulmuyor ya da yüzeysel geçiliyor: Bu gerçekten bireysel refahı artıran bir model mi, yoksa iş piyasasında yaşanan yapısal dönüşümün erken bir işareti mi?
Bu ayrımı yapmadan kurulan her anlatı, bugünkü konforu büyütürken yarının kırılganlığını görünmez kılıyor.
Bulgaristan Neden Bu Kadar “Mantıklı”?
Almanya’nın Bulgaristan’a ya da genel olarak Doğu Avrupa’ya açılmasının nedeni, çoğu zaman zannedildiği gibi yaşam kalitesi ya da kültürel yakınlık değil. Bu tercihin arkasında çok daha soğukkanlı bir hesap yatıyor: işveren rasyonalitesi.
Batı Avrupa şirketleri, son on yılda iş gücünü sessiz ama kararlı bir dönüşümden geçiriyor. Dijitalleşme, uzaktan çalışma teknolojileri ve yapay zekâ bu dönüşümün itici gücü. Eskiden hâkim olan model, özellikle mavi yakada, işçiyi Almanya’ya getirip daha düşük ücret ve sosyal koruma koşullarıyla çalıştırmaya dayanıyordu. Taşeronluk ve “posted workers” uygulamaları bu dönemin karakteristik unsurlarıydı. AB'nin "eşit işe eşit ücret" politikasının yarattığı hukuki ve siyasi baskılar arttıkça bu yöntem sürdürülemez hale geldi.
Bugün ise strateji değişti. Artık işçi taşınmıyor; işin kendisi taşınıyor. Alman şirketi için Bulgaristan'da yerel kontratla çalışma devreye giriyor. Bu yeni düzenin adı nearshoring. Görünürde daha kurumsal, daha “temiz”. Ama hedef değişmedi: maliyetleri aşağı çekmek, hukuki riski sınırlamak ve iş gücünü daha esnek hale getirmek.
Bulgaristan bu açıdan ideal bir zemin sunuyor. AB üyesi olması, zaman farkının olmaması, dijital altyapının yeterliliği ve Batı Avrupa’ya kıyasla düşük ücret-sosyal yük dengesi, şirketler için güçlü bir kombinasyon oluşturuyor.
Kimler Geri Dönüyor?
Tartışmanın en çok çarpıtıldığı nokta tam da burası. Bulgaristan’a dönen beyaz yakalılar, çoğu zaman ima edildiği gibi “üstün nitelikli”, vazgeçilmez uzmanlar değil. Büyük ölçüde idari, operasyonel ve destekleyici pozisyonlarda çalışan kişilerden söz ediyoruz.
Haberlerde öne çıkan örnekler de bunu açıkça gösteriyor. Almanya’da çalışan Bulgar bir vatandaş, şirketinin onayıyla Bulgaristan’dan uzaktan çalışmaya başlıyor. Pozisyonu bir idari rol. Süreç takibi, koordinasyon, raporlama gibi işlevler. Yani tam da standartlaştırılabilir ve otomasyona açık işler.
Bu ayrıntı hayati. Çünkü yapay zekâ çağında ilk sadeleştirilen, ilk optimize edilen ve ilk ortadan kaldırılan roller tam olarak bunlar. Bu da bize batı Avrupa iş dünyasının yapay zekâ ve dijital dönüşüme uyumunun
Uzaktan Çalışma Yanılsaması
Bugün bu pozisyonlarda çalışan birçok kişi, haklı olarak şu duyguyu yaşıyor: “Maaşım korunuyor, daha az vergi ödüyorum, hayatım ucuzladı.” Bu kısa vadede doğru olabilir. Ancak bu durum bir sistem değil, bir geçiş evresi.
Nearshoring’in mantığı, çalışanı uzun vadede Alman ücret ve sosyal hak rejiminde tutmak değil. Aksine, zaman içinde maaş artışlarını yerel piyasa koşullarına bağlamak, yan hakları kademeli olarak azaltmak ve iş güvencesini zayıflatmak. İlk yıl korunuyormuş gibi görünen maaş, birkaç yıl içinde Almanya’daki muadilleriyle bağını koparıyor.
Daha önemlisi, bu rollerin büyük kısmı şirketlerin orta vadeli stratejilerinde zaten “optimizasyon adayı” olarak işaretlenmiş durumda. Ve tam bu noktada yapay zekâ devreye giriyor.
Yapay Zekâ: Verimlilikten Tasfiyeye
Küresel tartışmalar artık bunu açıkça kabul ediyor. World Economic Forum toplantılarında ve raporlarında, yapay zekânın istihdam üzerindeki etkisi yalnızca bir teknoloji başlığı olarak değil, toplumsal bir kırılma riski olarak ele alınıyor. Bizler bu tartışmaları Brüksel gibi küresel trendleri çok erken algılayabildiğimiz uluslararası siyasa ve siyaset ortamında kamuoyundan çok daha önce yapmaya başlamıştık. International Monetary Fund, yapay zekânın küresel büyümeye katkı sağlayacağını kabul ederken, gelişmiş ekonomilerde mevcut işlerin büyük bölümünün köklü biçimde değişeceğini ya da ortadan kalkacağını öngörüyor.
Küresel şirketlerin tepe yöneticileri de bu tabloyu teyit ediyor. BlackRock’ın CEO’su, yapay zekânın beyaz yakalılar için küreselleşmenin mavi yakaya yaptığının benzerini yapabileceğini söylüyor. JPMorgan Chase’in CEO’su ise önümüzdeki birkaç yıl içinde bankacılıkta daha az insanla daha çok iş yapılacağını açıkça ifade ediyor; gerekli yeniden eğitim programları (upskilling/reskilling) olmadan bunun sosyal sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarıyor.
Bu küresel çerçeve Almanya’da somut verilerle de destekleniyor. İş ilanları incelendiğinde, bilişim, ofis, proje yönetimi ve çağrı merkezi gibi beyaz yaka alanlarında ciddi bir daralma görülüyor. Buna karşılık, sürücülük, paketleme ve satış gibi daha operasyonel işler artış gösteriyor. Yapay zekâ, en hızlı biçimde masa başı, süreç odaklı, tekrara dayalı işleri ikame ediyor.
Şirketler için nearshoring, bu yüzden yalnızca maliyet düşürme aracı değil; yapay zekâ öncesi bir hazırlık aşaması. İş, Almanya dışına alındığında, sendikal ve hukuki koruma zayıflıyor. Süreçler sadeleştiriliyor, dijitalleştiriliyor. Ardından otomasyon geliyor. Nihai aşamada bu pozisyonların tamamen ortadan kaldırılması, merkez ülkelerde yapılmasına kıyasla çok daha düşük siyasi ve hukuki maliyetle mümkün hale geliyor.
Bu nedenle bugün Bulgaristan’da Alman maaşıyla çalışan bir idari beyaz yaka, sistemin kazananı değil; büyük olasılıkla ilk gözden çıkarılacak halkalarından biri.
Türkiye Neyi, Neden Yanlış Okuyor?
Bu tablo Türkiye’deki tartışmalarda sıklıkla yanlış yerden ele alınıyor. X'i bu eğilimleri okumak için bir laboratuvar gibi kullandığımı söylemeliyim. Sosyal medyada bireysel örnekler, istisnai maaşlar ve tekil başarı hikâyeleri üzerinden genellemelere gidiliyor. Konu ne olursa olsun her sosyal medya etkileşiminde dikkatimi çeken iki alanda ciddi sorunumuz olduğu; Birincisi Türkçe okuduğunu anlama, yorumlama, ikincisi analiz kapasitesi ve veri okuma, veriye dayalı değerlendirme yapabilme. Korkarım bu yüksek eğitimli sayılacak akademisyenlere, gazetecilere kadar sirayet etmiş durumda. Topluma ışık tutması gereken bu kesimlere bu yansıma ciddi bir tehlike.
Eskiden olan Batı Avrupa’da ortalama pozisyolar için olağanüstü yüksek ücretler olduğu yanılsaması, Batı Avrupa’ya verilen beyin göçü ile tam tersi bir yanılsamaya evriliyor.
Sürekli Türkiye’deki istisnai, niş örnekleri Batı Avrupa'daki ortalama ile karşılaştırma hatası yapılıyor. “Benim eşim Almanya’da daha üst pozisyonda ama Türkiye’deki muadilinden az alıyor” türü yorumlar, büyük resmi perdeleyen tipik anekdotlar.
Evet, Türkiye’de bazı niş ve kritik pozisyonlar için çok yüksek euro bazlı maaşlar ödeniyor. Batı Avrupa’da da öyle. İş piyasasının mantığı bunun üzerine çalışır. Türkiye’de daha nadir bulunan bir çalışan durumundayken Almanya’da bu pozisyonda olmayabilirsiniz, ünvanınız değişmese bile. Mesela savunma sanayinde, belirli teknoloji alanlarında ya da çok spesifik yöneticilik rollerinde bu miş ve kritik özellikler mümkün. Ancak bunlar sistemin normu değil, istisnası. Aynı hatayı Bulgaristan’da “doktorlar 10.000 avronun altına çalışmaz” iddiasında da görüyoruz. Rakamlar bunu çürütüyor. Ortalama maaşlarla, özel klinik sahibi birkaç girişimcinin toplam gelirini bilinçli ya da bilinçsiz biçimde karıştırmak, veri okuma hatasının tipik bir örneği.
Sorun yalnızca ekonomi bilgisi eksikliği değil; istatistiksel düşünme ve metni bağlamıyla anlama becerisindeki zayıflık.
Bunu çözmemiz lazım.
Bugün Rahat, Yarın Belirsiz
Bulgaristan’a dönen beyaz yakalılar bugün gerçekten daha rahat yaşıyor olabilir. Daha düşük kira, daha düşük vergi, tanıdık bir kültür. Ancak bu rahatlık, iş piyasasının gittiği yönü tersine çevirmiyor.
Batı Avrupa, katma değeri düşük beyaz yakayı dışarı itiyor çünkü işin kendisi değişiyor. Nearshoring, uzaktan çalışma ve yapay zekâ aynı stratejinin parçaları. Amaç daha az maliyet, daha az risk ve daha fazla esneklik. Bu dönüşümden kazançlı çıkacak olanlar, yüksek katma değer üreten, yapay zekâ çağına uyum sağlamış karar alma ve yaratıcı kapasiteye sahip roller olacak. Kaybedenler ise bugüne bakarak kendini güvende sananlar.
Asıl soru hâlâ aynı: Bugünkü maaşa mı bakıyoruz, yoksa yarının işine mi?
Bu soruyu sormadan anlatılan her “başarı hikâyesi”, sadece olgunlaşan bir hayal kırıklığını geciktiriyor.






Comments