top of page

Yapay Zekâ: Uluslararası Rekabet ve Ulusal Çıkar Meselesi

  • Writer: Kader Sevinc
    Kader Sevinc
  • Jan 9
  • 5 min read

Kader Sevinç
Kader Sevinç

Yapay zekâ neden artık teknik bir konu değil?


Yapay zekâ bir teknoloji başlığı değil. Bugün, uluslararası rekabetin yeni cephesi ve ulusal çıkarın yeniden şekillendiği bir alan yapay zekâ. Bu alanda geri kalmak, bir yazılım trendini kaçırmak anlamına gelmiyor. Ekonomik konum kaybı, stratejik ağırlık kaybı ve rekabet gücü kaybı anlamına geliyor.


Buna rağmen Türkiye’de yapay zekâ tartışması hâlâ büyük ölçüde yanlış bir yerden açılıyor. Strateji var mı, mevzuat hazır mı, devlet bu alanı ciddiye alıyor mu gibi sorular etrafında dönüp duruyor. Oysa bu soruların önemli bir kısmı artık ikincil. Çünkü bugün belirleyici olan niyet değil sonuç, belge değil etki.


Bu yazıyı okuyan pek çok karar alıcının zihninde sessiz bir varsayım var:

“Türkiye geç kalmış olabilir ama hâlâ oyunun içinde.”


Asıl soru şu: Gerçekten öyle mi?


Asıl kırılma noktası: Yapay Zekâ Uçurumu


Bugün dünya yeni bir ayrım çizgisine doğru hızla ilerliyor. Giderek daha fazla “AI Divide”, yani yapay zekâ uçurumu olarak tanımlanan bu çizgi, ülkeleri iki gruba ayırıyor. Yapay zekâyı üreten, yöneten ve kurallarını koyanlar ile yapay zekâyı ithal eden, adapte eden ve bu teknolojinin belirlediği kurallara tabi olanlar.


Bu bir spektrum değil. Bu bir eşik.


Türkiye bugün bu eşiğin tam kenarında duruyor. Bu noktada uzun süre kalınmaz. Ya yapay zekâyı yöneten ülkeler arasına girilir ya da yapay zekâyı üretenlere bağımlı hale gelinir. Fırsat penceresi sanıldığı kadar geniş değil. İki üç yıl, belki daha az. ABD ile Avrupa arasındaki fark hâlihazırda ciddi biçimde açılmış durumda. Türkiye bu farkın içindedir.


Bu tablo değişmezse Türkiye, yapay zekâyı kullanan ama yapay zekâ tarafından şekillendirilen ülkeler arasında konumlanır. Bu ise teknik değil, doğrudan jeopolitik bir sonuçtur.


Strateji var, ama sonuç nerede?


Türkiye’nin yürürlükte bir Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi var. Eylem planları yayımlandı. Kamu tarafında kurumsal yapılar kuruldu, projeler başlatıldı. Meclis düzeyinde düzenlemeler tartışılıyor. Hiçbir şey yapılmıyor demek gerçeği yansıtmaz.


Sorun başka yerde. Sorun, yapılanların küresel rekabet ortamında ölçülebilir, sürdürülebilir ve kaldıraç yaratan bir etki üretip üretmediği.


Bugün dünya yapay zekâya artık bu gözle bakıyor.


Küresel rekabet: ABD, Çin ve Avrupa


ABD, yapay zekâyı hız, ölçek ve şirket gücü üzerinden okuyor. Büyük teknoloji şirketleri artık yalnızca ekonomik aktörler değil. Fiilen politika yapımını etkileyen, norm koyan ve jeostratejik sonuçlar üreten aktörler haline gelmiş durumdalar. Washington’da yapay zekâ artık inovasyon başlığı değil, ulusal güvenlik ve küresel güç başlığı.


Çin, devlet kapasitesi, veri hacmi ve uygulama yoğunluğu üzerinden ilerliyor. Patentler, kamu destekli ölçeklenme ve askeri sivil entegrasyon burada belirleyici.


Avrupa Birliği ise European AI Act ile dünyada yapay zekâyı kapsamlı biçimde düzenleyen ilk büyük yasal çerçeveyi hayata geçirdi. Bu yalnızca Avrupa’nın iç meselesi değil. Brussels Effect tam da burada devreye giriyor. Avrupa pazarına ürün satmak isteyen herkes, ürünü ister bir yapay zekâ modeli olsun ister yapay zekâ içeren bir sanayi ürünü, bu kurallara uymak zorunda.


Türkiye açısından bu nokta hâlâ yeterince kavranmış değil. European AI Act, AB’nin işi değildir. Türkiye ekonomisi, sanayisi ve ihracatıyla bu rejimin fiilen içindedir. Uyum sağlamayan şirketler pazardan dışlanır.


Öte yandan Avrupa’nın da zayıflıkları var. Norm koymak güçtür ama tek başına yeterli değildir. Teknoloji açığını kapatamayanlar oyunu belirlemez, oyuna uyum sağlar. ABD ile Avrupa arasındaki yapay zekâ farkı tam da bu nedenle büyüyor.


Yanlış kıyas, yanlış avuntu


Türkiye için en son bir raporda da gözüme çarpan “Orta Doğu’da yapay zekâ alanında unicorn çıkaran ilk ülke” söylemi yanıltıcı bir teselli yaratıyor. Türkiye kendisini Orta Doğu ile kıyaslamayı bırakmalı. Türkiye’nin ölçeği, sanayisi ve iddiası farklıdır. Gerçek rekabet alanı kendi ligindeki AB ve hatta aBD gibi aktörlerdir. Artık kendini bu ligde göremeye ve konumlamaya alışmalı Türkiye.


Yanlış kıyaslar sahte başarı hissi üretir. Gecikmeyi görünmez kılar.


Kayıp nereden başlar?


Bu tablo değişmezse kayıplar soyut kalmaz.


Savunma sanayiinde Türkiye önemli yatırımlar yaptı, ciddi kapasite inşa etti. Ancak yapay zekâ, otonom sistemler, karar destek mekanizmaları ve veri üstünlüğü yeterince hızlı entegre edilmezse, bugünkü yatırımlar orta vadede caydırıcılık değil maliyet üretir.


Sanayi verimliliğinde yapay zekâ artık belirleyici bir kaldıraç. Enerji yönetiminden üretim planlamasına, öngörücü bakımdan fire oranlarının düşürülmesine kadar bu dönüşümde geri kalan sanayi, kaçınılmaz olarak uluslararası rekabet gücünü kaybeder. Bugün Türkiye, AB üyesi Bulgaristan, Romanya ve Hırvatistan ile aynı iş gücü verimliliği bandında yer almaktadır. Sorun bu ülkelerle yapılan karşılaştırma değildir. Asıl mesele, Türkiye’nin bu bantta kalmasının giderek yapısal bir tercih hâline gelmiş olmasıdır. Fark iş gücünden değil, iş modelinden kaynaklanmaktadır. Türkiye’nin sanayi hacmi daha büyük, tedarik zinciri daha derin ve potansiyeli daha yüksektir; ancak düşük otomasyon seviyesi, düşük süreç olgunluğu ve zayıf teknoloji yayılımı ortalama verimliliği aşağı çekmektedir. Bu nedenle sanayicilerin iş gücü maliyetlerini kısmaya odaklanmak yerine, teknolojik altyapıya, süreç optimizasyonuna ve upskilling/reskilling yatırımlarına yönelmesi hâlinde, mevcut iş gücü maliyetlerinin küresel ölçekte aslında ne kadar düşük kaldığı da net biçimde ortaya çıkacaktır. Potansiyel vardır, fakat sistem dönüşmeden verimliliğe dönüşmez.


Uluslararası pazarlarda ise yapay zekâ yönetişimi ve uyum kapasitesi olmayan şirketler sözleşme kaybeder, yatırımcı güvenini yitirir.


Bu nedenle yapay zekâda yavaşlık teknik bir tercih değildir. Doğrudan rekabetçilik kaybıdır.


Veriler ne söylüyor?


Türk Yapay Zekâ Ekosistemi ve Global Etki Raporu'na göre Türkiye’de 1.188 aktif yapay zekâ girişimi var. Türkiye dışında yaşayan Türklerin kurduğu 274 yapay zekâ girişimi daha var. Yetenek var.


Ancak 2025 boyunca Türkiye’deki yapay zekâ girişimleri 69 yatırım turunda toplam 17,4 milyon dolar yatırım alabildi. Yatırım turu başına yaklaşık 250 bin dolar. Aynı dönemde Türkiye dışında yaşayan Türk girişimciler 29 yatırım turunda toplam 712 milyon dolar topladı. Tur başına yaklaşık 24 milyon dolar.


Bu fark yetenek farkı değil. Ekosistem farkı.


Siyasal asimetri ve liderlik sorumluluğu


Ülkenin ilerleme ve atılım gücünde belirleyici olan Türkiye'deki siyaset dünyasına bakacak olursak iktidar cephesinde yapay zekâya dair, devlet ile birlikte yürüyen kurumsallaşmış bir çerçeve görüyoruz. Eksik, tartışmalı olabilir ama mevcut.


Ana muhalefet cephesinde ise belirgin bir boşluk ve sessizlik söz konusu böylesi önemli, can alıcı bir alanda. Oysa ana muhalefet iktidara taliptir. Yapay zekâ gibi uluslararası rekabeti ve ulusal çıkarı doğrudan etkileyen bir alanda, iktidarın gerisinde kalma lüksü yoktur.


Ve hatta ana muhalefetin, sivil toplumla da iş birliği içinde bu alanda toplumsal bir tartışma başlatması, kendi kadrolarını derinleştirmesi, Türkiye’yi Avrupa Birliği ve küresel gelişmelerle birlikte okuyabilen bir vizyon ortaya koyması gerekir. Sessizlik ya da aday belirlemede ChatGPT kullanma seviyesinde bir söylem, bu ölçekte bir konuda ciddi bir stratejik zafiyettir.


Liderler için 5 net uyarı


• Birincisi, yapay zekâyı teknik bir yatırım alanı sanma yanılgısına düşmeyin. Bu bir IT projesi ve hatta inovasyon meselesi değildir. Yapay zekâ, üretim gücü ve stratejik ağırlık meselesidir.


• İkincisi, “hâlâ zaman var” varsayımı en tehlikeli varsayımdır. Yapay zekâda fırsat penceresi hızla kapanıyor. Bugün alınmayan kararlar yarın telafi edilemeyebilir.


• Üçüncüsü, Avrupa Birliği düzenlemeleri Türkiye için dış mesele değildir. Avrupa Yapay Zeka Yasası (European AI Act) fiili bir küresel standarttır. Uyum sağlamayanlar pazardan dışlanır.


• Dördüncüsü, yanlış kıyaslar stratejik körlük yaratır. Türkiye’nin gerçek ligi de, pazarı da Orta Doğu değil, Avrupa’dır.


• Beşincisi, yapay zekâda geride kalmak tabi olmak demektir. Mesele yapay zekâ kullanmak değil, ona kimin ve nasıl yön vereceğini belirleyebilmektir.


Son söz


Artık teşhis net. Asıl soru şu: Türkiye yapay zekâ çağında lider mi olacak, lider aktörlerr tabi bir ülke mi olacak?


Bu bir teknoloji tercihi değil. Bu bir güç tercihidir.


Hızla gelişen küresel yapay zeka mimarisini, ABD, Çin ve Avrupa ekseninde çok katmanlı bir rekabet matrisi olarak ele aldığım Global AI Race başlıklı yönetim kurulu seviyesindeki stratejik raporumda ayrıntılı biçimde analiz ettim. O çalışma temelinde kaleme aldığım bu yazımda Türkiye'ye dair çıkarımlarımı sizlerle paylaşmaya çalıştım.


Çünkü bu çağda yapay zekâda geri kalmak, teknolojide geri kalmak anlamına gelmiyor.

Güç yarışında geri kalmak anlamına geliyor.


Ve bu fark, telafisi en zor olan fark uluslararası rekabette.


Bu fark bir ulusal çıkar meselesi.


Kader Sevinç


Avrupa Yapay Zeka Merkezi Başkanı

Uluslararası Stratejist

Brüksel

Comments


©1919 by J.Altman.

bottom of page